En iyi film müzikleri

Ben, kendim, Sinema 1 Yorum Yapılmış »

Şu ana kadar izleyebildiğim filmler arasında en iyi müziklere sahip filmler…

1.

godfather-part-1-afis

2.

requiem-for-a-dream

3.

oldboy

4.

titanic_ver2

5.

last_of_the_mohicans_ver2

6.

610_children_sanchez_000

7.

donnie_darko_ver2

8.

pulp_fiction

9.

once_upon_a_time_in_the_west

Osmanlı Cumhuriyeti

Sinema Yorum Yapılmamış »

Bugün yaptığım en kötü şeylerden birisi, Osmanlı Cumhuriyeti adlı, yönetmenliğini Gani Müjde‘nin yaptığı Türk filmine gitmek oldu. Yeğenim ve dayımın kızını götürmüştüm sinemaya, arada ben de izleyiveriyim dedim.

Efendim, Osmanlı Cumhuriyeti adlı film, benim “izlendikten sonra sinemadan nefret etmemek için, devamında başka ama güzel bir filmi izlemenizi gerektirecek!” diye tabir ettiğim kategoride, inanılmaz kötü bir film. Henüz izlemediyseniz, çok iyi yapıyorsunuz, izlemeyin…

Bayağı oyunculuklar -buna Ata Demirer‘de dahil, hele kısacık rolüne rağmen! Sezen AKSU‘nun oyuncuğuna hiç girmiyim, girersek çünkü çok kötü olur, biliyorum ben kendimi!-, figüran olarak kullanılan arkadaşların sahnelerde sırıtması, çok kötü bir senaryo (e Fatih Solmaz‘ın yazdığı senaryo da ancak bu kadar olur! -tamam daha önce de birçok filme, birçok diziye yazmış Fatih senaryo, daha önce onları görseydim, izleseydim yine aynı şeyi derdim eminim- Fatih dergi işleriyle karıştırdı sinemayı herhalde!, ha kaygısızlar‘ın hakkını yemeyelim, o bambaşka!)

Efendim filmimizin konusundan bahsetmeyeceğim, henüz izlemeyen ve benim yorumlarımı da çok ta s*kine takmayan arkadaşlar olabilir tabii. ama şu kadarını söylemek istiyorum, sevgili Gani, sevgili Fatih, lütfen film yapmak için -ya da yalnızca para kazanmak için- film yapmayın, yapmaya kalkışmayın. Bizim sinema kültürümüzün gelişmesine, ilerlemesine engel oluyorsunuz, baltalıyorsunuz çünkü. Kalitesiz ve bayağı şeyler izleye izleye, kalitesiz ve bayağı bir toplum olmaktan kurtulamıyoruz bir türlü! Hadi sizin sinemaya saygınız yok, ama lütfen, bizim var! Biz seviyoruz sinemayı ve bu kadar kötü bir muameleyi hakkettiğimizi düşünmüyoruz. Yoksa hakediyor muyuz?…

Film ayrıca sırtını da yaslamış Türk milliyetçiliğine, vermiş de gazı vermiş…Ver baba gazı veeer, bu ülkede de Türk milliyetçiliği‘nden ne ekmek yendi be arkadaş -hoş, bi yerde de siz yemezseniz başkaları yiyecek-, ye ha yeee! Bitmek tükenmek bilmiyo aş, ekmek…

Şunu da belirtmek isterim, filmin bir sahnesinde, sonuna doğru, veda sahnesinde, gözlerim dolmadı da değil (lan g*t ne atıp tutuyon o zaman filme!) Ha açıkliiim, o tamamen benim duygusal geri zekalılığım, filmin güzelliği felan değil o. Şimdi çok afedersiniz duygusal bi g*t olduğum için ben, aşırı derecede yapaylığı belli olan, içten olmayan, ama DUYGUSAL sahnelerde bile gözlerim sulanır benim, bu bir reklam filmi bile olabilir, sinema filmi olmasına gerek yok. Afedersiniz ama, o benim mallığım, evet benim mallığım!

Ortaya karışık

Ben, kendim, Sinema Yorum Yapılmamış »

Neredeyse bütün hafta sonumu www.fobiksozluk.com üzerinde çalışarak, düzenlemeler yaparak ve buglarını gidermeye çalışarak geçirdim, evet hafta sonumu yine genelde yaptığım gibi, objektif olarak bakarsak “mal gibi evde geçirdim“.

Arada tabi 2 güne 3 film sığdırdım ve kesin olarak şunu anladım ki ben filmler olmadan, sinema olmadan yapamam. Zaman zaman hayatımın biteceği o anı hayal ediyorum. Onca güzelliği -güzelliklerden kastım yalnızca filmler değil elbette- yağmurlu ve kasvetli bir sonbahar gününü, büyüleyici bir doğa manzarasını, izlenen filmlerden alınan o tarifsiz duyguları vs. bir daha yaşayamayacak ve bir daha göremeyeceğim. O nedenle izlediğim o filmlere sıkı sıkıya bağlıyım ve tekrar tekrar izliyorum sanırım. İliklerine kadar bütün filmlerdeki güzellikleri elimden geldiğince emmeye, tüketmeye, ruhumu beslemeye ve doyurmaya çalışıyorum.

En son izlediğim film “Lost In Translation” ama ilk önce ondan bahsetmek istiyorum. Uzun bir süredir insan, insan ilişkileri ve yaşam üzerine izlediğin en iyi filmlerden birisi.

İzlendikten sonra insanı düşünmeye, sorgulamaya iten filmlerden birisi Lost In Translation. Insanın duygularını kucaklayan sımsıkı bir senaryosu var. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum. Filmin yönetmeni de tanıdık, merak eden araştırıp bulsun…

İzlediğim filmlerden diğeri, 2007 yılının en çok ses getiren yapımlarından birisi “There will be blood“. Filmin başrol oyuncusu Daniel Day Lewis’ın insanüstü bir performans sergilediği ağır bir yapım. İzlerken yer yer sıkılabilirsiniz, uyarmadan gecemeyeceğim… 

Kimseye güvenmeyen, hırslı (para kazanma ve iş konusunda), amaçları doğrultusunda insanları kullanmaktan çekinmeyen, kendi yalnızlığı içinde kendi kendini bitip tüketen bir adamın hikayesi. Bu filmi de şiddetle tavsiye ediyorum (her ne kadar yer yer sıkıcı gelebileceğini bildiğim halde).

Ve izlediğim bir diğer film “Pride & Prejudice“. Yer yer neşeli, konusu vasatın üzerinde olmayan bir aşk filmi. Birisi önyargılı diğeri ise gururlu iki insanın merkezinde dönen ve mutlu sonla biten bir aşk hikayesi. 

Film hakkında böyle vasat yorum yaptığıma bakmayın, kimi sahnelerinde gözlerimin dolduğu bir filmdir “Pride & Prejudice”. Bana sorarsanız keyfile izlenebilecek türden bir film bu da.

İzlediğim bu filmlerden çok fazla kafamı yoran iki alıntı vereceğim;

  • Birincisi “Pride & Prejudice” filminde resimde görülen elemanın “My good opinion, once lost, is lost forever” (iyi düşüncelerim -bir insana karşı- bir defa kayboldu mu, sonsuza dek kaybolur) demesi.
  • İkincisi “There will be blood” filminde Daniel Day Lewis’in kendisini kardeşi olarak tanıtan Henry’ye “I see the worst in people. I don’t need to look past seeing them to get all I need.” (İnsanların içindeki en kötüyü (kötü belki daha doğru) görebiliyorum. İhtiyacım olanı almak için geriye dönüp geçmişe bakmaya ihtiyaç duymuyorum) demesi.
Evet belki yine iddalı laflar edeceğim ama sanırım bu iki şey benim için de geçerli. Gerçekten de insanlar hakkındaki iyi ve olumlu fikirlerim bir defa yok olduğunda, sonsuza dek yok oluyorlar. Onları bir daha geriye getiremiyorum. Örnek mi örnek çok, birçok eski arkadaşım…
Ve evet, ben insanların içindeki belki en kötü olanı değil ama kötüyü görebiliyorum. İlk bakışta değil tabii ki ama bunun için de uzun bir süre geçmesi gerekmiyor. Bilmiyorum belki bana öyle geliyor (*)

Apocalypse Now: Redux

Sinema Yorum Yapılmamış »
Apocalypse Now Redux

Apocalypse Now Redux

Bu ay aldığım sinema dergilerinden birisinden okudum Francis Ford Coppolla’nın 1979 yapımı “Kıyamet”‘in orjinal filmden 50 dakika daha uzun (evet 200 dk.’nın biraz üzerinde!) olan ve orjinal filmde yer almayan kimi sahnelerle yeniden kurgulanmış versiyonu “Apocalypse Now: Redux” adlı filminin 8 Ağustos’ta gösterime girdiğini. Uzunca bi cümle oldu farkındayım, değiştiremem artık ama…

Hemen bir parantez açıp öncelikle 1979 yapımı orjinal film hakkında şunu söylemem lazım, şu ana dek izlediğim en iyi, istisnasız en iyi açılış sahnesine sahip olan film benim için.  İstisnasız…

Neyse efendim şimdi Coppolla amca napmış? Orjinal filmde yer almayan yaklaşık 50 dakikalık sahneleri de filme ekleyip yeniden kurgulamış filmi 2001 yılında. Türkiye’de de 8 Ağustos 2008′te gösterime girmiş. Az evvel internetten baktım hangi sinema salonunda oynuyo film diye, sadece İzmit’te bi sinema salonunda var. Kafayı yemek üzereyim arkadaş, bu filmi mutlaka izlemem lazım benim, dvd felandan izlerim problem değil ama sinema salonunda izlemem lazım benim.

Biraz ara vermiştim sinema dergilerini okumaya felan, arada kaçırdığım şeye bak…Şans işte!

Fragman; The Dark Night

Sinema Yorum Yapılmamış »

 
‘The Dark Knight’ Trailer @ Yahoo! Video

 
The Dark Knight – Trailer #3 @ Yahoo! Video
Şu ana kadar gördüğüm en iyi film fragmanı, The Dark Night filmine ait. Özellikle ilki…

The Dark Night

Sinema Yorum Yapılmamış »

25 Temmuz’da Batman serisinin en son filmi gösterime girdi; The Dark Night. Ama öyle bir girdi ki, ortalığı tam anlamıyla alt üst ederek…Henüz izlemedim filmi ama yarını iple çekiyorum, biricik, sıcacık, güzeller güzeli arkadaşım Derya ile birlikte yarın için sözleştik. Ama ben bir defa ile tatmin olacağımı hiç zannetmiyorum…

Yönetmen koltuğunda Christopher Nolan var. Çok başarılı bir yönetmen. Daha evvel Memento, Imsomnia, Batman Begins ve The Prestige gibi oldukça başarılı yapımlara imza atmış bir isim. Bu saydığım filmlerden Imsomnia dışındakilerin tümünü izledim. Özellikle Memento ve The Prestige oldukça kaliteli filmler. The Prestige’de özellikle Christian Bale gibi bir yeteneğin bulunması ayrı bir tat. The Dark Night’ta da başrolde yine Christian Bale…

Film gösterimde henüz bir kaç haftasını doldurmadan imdb.com‘un “En iyi 250 film” sıralamasında “The Shawshank Redemption”, “The Godfather” gibi önemli yapımların tümünü geride bırakarak 1. sıraya yükseldi. İnanılmaz bir başarı. Yarını dört gözle bekliyorum…

Modern bir başyapıt; V For Vendetta

Sinema Yorum Yapılmamış »

Filmlerle ilgili duygularımı kelimelerle ifade etmek her zaman çok zor olmuştur benim için. Bir de film gerçekten beni derinden etkilemişse bu yazma işi iyiden iyiye içinden çıkılmaz bir hal alır benim için. Acaba şöyle ifade etsem daha doğru mu olur? Yanlış birşeyler yazdım mı acaba? vs. gibi uzayıp giden gereksiz bir sürü soru beni adeta esir alır. V For Vendetta için de bunları yazarken aynı şeyleri yeniden yaşıyorum. Dikkatli olmalıyım…Biliyorum…

Dün yeniden izledim V For Vendetta’yı (ikinci defa izleyişim bu ve hiç sıkılmadan tekrar tekrar izleyebilirim bu filmi). Yeniden izleyişinizde her defasında sizi alıp başka başka dünyalara götürmeyi başaran ender filmlerden bir tanesi V For Vendetta. Bugün itibariyle IMDB’ nin gelmiş geçmiş en iyi 250 film sıralamasında 8.1 rating ile 148. sırada olması kesinlikle tesadüf değil! Üstelik yapım yılı 2005. Çok yeni! Modern bir klasik oldu bile bence!

Konusu itibriyle Equilibrium‘u andıran bir hikayesi var filmimizin (yeri gelmişken Equilibrium’a da Christian Bale gibi bir yetenekle ilk defa tanışmamı sağladığı için ayrıca teşekkürler)

Hikayemiz Londra’da geçiyor. Dar görüşlü ve bağnaz bir Başbakan’ın liderliğinde sürdürülen baskılar, dayatmalar, korku vs. sonucunda otorite (devlet) halk üzerinde mutlak egemenliğini kabul ettirmiş durumda. Politika, din, siyaset, medya vs. kullanılarak hazırlanan ezgilerle halk uyutuluyor, gerçekler çarpıtılıyor, otorite halk üzerindeki mutlak hakimiyetini perçinliyor. Ve bu durum da yavaş yavaş günlük yaşamın olağan durumları olarak algılanmaya başlanıyor halk tarafından…

Tam da bu noktada, insanların gözlerindeki sis perdesini kaldırmak, gerçekleri su yüzüne çıkarmak, hepsinden öte kendisinin ve kendisiyle aynı kaderi paylaşan diğerlerinin kişisel intikamlarını almak için yola çıkan, maskeli ve pelerinli, belindeki bıçaklarıyla ve garip şapkasıyla, etkileyici sözleri ve konuşma tarzıyla karizmatik kahramanımız “Bay V” ortaya çıkıyor ve bir anda kendimizi sürükleyici olaylar zincirinin içerisinde buluveriyoruz…

Görkemli ve dramatik finali, oyuncularının üstün performansları, özgün senaryosu ve özellikle baş karakterinin etkileyici asaleti ve bilgeliği ile mutlaka izlenmesi gereken bir film bence V For Vendetta…Natalie Portman’ı da kesinlikle es geçmemek gerek tabi. İnanılmaz bir oyuncu, en beğendiğim kadın oyuncuların başında geliyor kesinlikle. Bu filmde de yine unutulmaz bir performans sergilemiş.

Ve Tutunamayanlar filmi yolda!

Sinema Yorum Yapılmamış »

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanı özellikle 1980’li yıllardan sonra geniş bir okur kitlesi tarafından keşfedilmiş ve kült mertebesine yükseltilmiştir. Benim keşfetmem ise 2007 yılında oldu, yer yer de bu sayfalarda kimi alıntılarına yer verdim zaten.

Dostoyevski’nin etkisinde sinema yaptığını her fırsatta itiraf eden, hatta Bekleme Odası’nı ona ithaf eden yönetmen Zeki Demirkubuz’un yeni projesi söylenenlere göre Tutunamayanlar olacakmış. Oyuncu Nejat İşler ile birlikte bu konu üzerinde ciddi anlamda çalışıyorlarmış. Mutluluk verirci bir haber benim için…İnanılmaz hem de :)

Gerçi henüz bitiremedim kitabı, son sayfalarındayım, film gösterime girmeden mutlaka bitiririm ama…

Inside the Actors Studio

Ben, kendim, Sinema Yorum Yapılmamış »

Jack Lemon, Danny Glover, Tom Hanks, Ed Harris ve Melanie Griffith çok etkileyici, sarsıcı, insancıl… Özellikle Melanie’nin “any kind of pain” diye açıklarken sesindeki duygusal değişim inanılmaz etkileyici. Aynı duyguları Ed Harris göğsüne vurduktan sonra filmini kimlere adadığını söylerken, Tom Hanks bahsedilen filmi izlemenin onun için çok zor olduğunun nedenini söylerken ve Danny Glover annesinin ölümünden bahsederken de yoğun olarak hissediyorum. En dokunaklı olanı Danny Glover’ınki… Soğuk duş etkisi yapan da şüphesiz Jack Lemon’ın alkolik olduğunu açıklaması…

DVD kütüphanenizi oluşturun

Sinema, Visual C#.NET, Yazılım Yorum Yapılmamış »

Bilen bilir, geniş bir film arşivim var benim (DVD+Divx 1000′e yakın) ve bu arşivi kontrol altında tutmakta zorlanıyorum. Geçenlerde internette gezinirken CodePlex‘te DVDLib adlı aşağıdaki programa rastladım. Şu an beta sürümü (İngilizce, İspanyolca) yayında ve kodları açık. 

Uygulamayı yazan arkadaş ImdbServices adlı, imdb.com ‘dan online film bilgilerini download edebilen bir kütüphane de yazmış. Uygulamanın bir kaç eksiği var doğal olarak. Gayet kullanışlı ama benim için tek kötü tarafı VB.NET’ te yazılmış olması. Mevcut kodları kullanarak C#.NET’e çevirmeyi planlıyorum uygulamayı. Belki arkadaşla görüşüp C# versiyonu olarak CodePlex’te yerini alabilir :) Hadi bakalım…

Proje sayfası için http://www.codeplex.com/dvdlib


Tasarım:FoxTheme & Photoshop Brushes | Türkçe Çeviri:denizakin.com
Yazılar RSS Yorumlar RSS Log in