Askere gittiğim için ilgilenememiştim sitelerimle çok fazla. Gelir gelmez bir kaçını elden geçirdim. fullceviri.com ‘da bunlardan bir tanesi. Artık 58 dil arasında çeviri yapabilirsiniz fullceviri.com’u kullanarak. Hadi hayırlısı!
Bill Hicks…
Ben, kendim, Edebiyat, Kitap, Müzik, Ordan burdan, Politika&Siyaset, Sinema, Şiir Yorum Yapılmamış »
Gösterilerini izlemekten gerçekten çok büyük keyif aldığım bir isim Bill Hicks. Hepinize de şiddetle tavsiye ederim gösterilerini edinmenizi. Böyle bir değeri genç yaşta kaybetmek gerçekten çok acı…
Peki kimdir Bill Hicks. Hemen verelim cevabını…
http://tr.wikipedia.org/wiki/Bill_Hicks
Gösterileri (Mutlaka İzlemelisiniz)
One Night Stand – 1990
http://url2mini.com/1jc2-0
Revelations – 1993
http://url2mini.com/gj1MF0
Relentless
http://url2mini.com/2hDM8D6
Bu gösterilere ulaşmakta zorluk çeken arkadaşlar varsa gösterileri FLV formatında kendilerine iletebilirim. Büyük bir zevkle hem de
Son günlerin en çok tartışılan, konuşulan filmlerinden birisi Paranormal Activity. O kadar çok bahsi geçti ki, o kadar çok övüldü ki film, insanın meraklanmaması mümkün değil.
Film kısaca evinde paranormal bir takım olaylardan şüphelenen bir çiftin bu olayları kameraya kaydetmeye karar vermesi ve bunun neticesinde gelişen olaylardan oluşuyor. Konu çok ilginç ve çok çekici.
Film özellikle düşük bütçesine rağmen kazandığı ticari başarıdan söz ettiriyor. Hem bu ticari başarı hem de el kamerası çekimleriyle Blair Cadısı filmi ile kıyaslanıyor film. Filmin maliyeti 15 bin dolar, ancak an itibariyle yalnızca Amerika’da elde ettiği gelir 65 milyon doların üzerinde!
Ben de büyük hevesle aldım filmi (internetten indirdim daha doğrusu), gerek film hakkındaki ilk eleştiriler gerekse filmin fragmanlarından edindiğim ilk izlenim gerçekten çok üst seviylerdeydi. Bu defa gerçekten dikkate değer bir korku filmi izleyeceğimi ve bu anlamda kendimi yeterince (hatta haddinden fazla) tatmin edeceğimi düşündüm. Ama malasef yanılmışım!
Çekimlerden başlayalım, bir el kamerası ile çekildiği için film, sahneler bazen insanı o kadar çok yoruyor ki bütün dikkatiniz ister istemez dağılıyor. El kamerası ile daha gerçekçi ve daha doğal sahneler yakalamayı planlamış yönetmen belli ki (Blair Cadısı’nda da salya sümük ağlanan tipler vardı dimi:), bu kadar da doğal olmayın be kardeşim!) ama el kamerasının o yoruculuğunu pek hesaba katmamış.
Filmin en çok batan kısmı da bence (ve ayrıca kız arkadaşıma göre) gece meydana gelen olaylarda hiçbir Allah’ın kulunun evin ışıklarını açmıyor! ya da unutuyor oluşu. Arkadaş, elaman el kamerasının ışığı ile oraya buraya bakıyor, el kamerasının ışığını el feneri gibi kullanıyor, ama mübarek eliyle uzanıp evin ya da odanın lambasını yakmıyor! Ani bir olay oluyor, elemanımız (evin erkeeee) lambaları yakmayı unutuyor ama hemen kameraya sarılmayı unutmuyor! Pehh beee!
Unutmadan bir de kapı meselesi var! Yatak odasının kapısı niye devamlı açık bir türlü anlam veremedim. Ulan gelen her ne ise merdivenlerden çıkarak, gacur gucur sesler çıkartarak geliyor zaten, kapatın kapıyı en azından çıkaracağı ses artacağı için sizin de farkındalığınız artar! En azından güven hissiniz artar. Ama yok illa o kapı açık olacak, niye? çünkü izleyenler gölge görsün, altlarına sıçsınlar diye! Tamam biliyoruz Amerikalılar salak insanlar ama bu kadar da değil be kardeşim. Ya da hakkaten bu derece salaktırlar bilemedim şimdi
Sonuç olarak arkadaşlar Paranormal Activity aynen Blair Cadısı gibi aşırı şişirilmiş, abartılmış bir film. Hatta ben Blair Cadısı’nı bu filme kesinlikle tercih ederim. Abuk sabuk bir film Paranormal Activity! Insanı korkutmaktan çok ama çok uzak…
Nefes filminin en etkilendiğim sahnesi hiç şüphesiz komutanın karısına yazdığı mektubu okuduğu sahne. İşte mektup:
“Canım sevdiğim…çiçeğim…aşkım…
keşke diyemiyeceğim kadar uzağım artık.
o kadar ısıtmak istedim ki nefesimle sırtını.
Keşke yüreğine en güzel aşk şarkılarını fısıldayabilseydim.
yapamadım aşkım…kelimelerden utandım…
Ellerim ellerini sevdi çiçeğim,…
dudaklarım koynunu, gözlerim yüreğini…
o güzel,içinde güneş saklı yüreğini…
elimden birşey gelmiyor…artık çok geç…Yolların ortasında gözlerin
gözlerimi esir aldı aşkım…kapatamadım…güneş dolu yüreğine yağmurlar yağdırdım.
Affet beni…ÇEvremi saran bulutları dağıtmaya yetmedi rüzgarım…
sesini duyar gibiyim aşkım …
nefesim nefesine nefes katsın istedim ama olmadı.
o küçücük nefesi içine üfleyemedim.olmadı aşkım.
adının fısıldadığı masalları fısıldayamadım nefesine.
Bir varmış bir yokmuşta kaldı fısıldamam, ötesini fısıldayamadım…
Güneş dolu yüreğine yağmurlar yağdırdım…
Nefesim nefesine nefes katsın istedim olmadı aşkım….
O zilin sesini duyduğun ana lanet ediyorum….
Toprağın olmak varken mezar, güneş olmak varken gölgen oldum…..
Sen elini uzattığında kalbimi sakladım….
Aşkım seni de yanımda götürüyorum…..
O gittiğim yerde binlerce kez haykıracağım…..
Seni seviyorum çiçeğim…tek aşk vatan aşkı derdim,ama bilmezdim benim vatanım senmişsin..
Umarım güneşli bir gün başka bir nefes daha güçlü üfler yüreğine aşkım ve ben çıkar giderim…”
Canım sevdiğim…çiçeğim…aşkım…
keşke diyemiyeceğim kadar uzağım artık.
o kadar ısıtmak istedim ki nefesimle sırtını.
Keşke yüreğine en güzel aşk şarkılarını fısıldayabilseydim.
yapamadım aşkım…kelimelerden utandım…
Ellerim ellerini sevdi çiçeğim,…
dudaklarım koynunu, gözlerim yüreğini…
o güzel,içinde güneş saklı yüreğini…
elimden birşey gelmiyor…artık çok geç…Yolların ortasında gözlerin
gözlerimi esir aldı aşkım…kapatamadım…güneş dolu yüreğine yağmurlar yağdırdım.
Affet beni…ÇEvremi saran bulutları dağıtmaya yetmedi rüzgarım…
sesini duyar gibiyim aşkım …
nefesim nefesine nefes katsın istedim ama olmadı.
o küçücük nefesi içine üfleyemedim.olmadı aşkım.
adının fısıldadığı masalları fısıldayamadım nefesine.
Bir varmış bir yokmuşta kaldı fısıldamam, ötesini fısıldayamadım…
Güneş dolu yüreğine yağmurlar yağdırdım…
Nefesim nefesine nefes katsın istedim olmadı aşkım….
O zilin sesini duyduğun ana lanet ediyorum….
Toprağın olmak varken mezar, güneş olmak varken gölgen oldum…..
Sen elini uzattığında kalbimi sakladım….
Aşkım seni de yanımda götürüyorum…..
O gittiğim yerde binlerce kez haykıracağım…..
Seni seviyorum çiçeğim…tek aşk vatan aşkı derdim,ama bilmezdim benim vatanım senmişsin..
“Umarım güneşli bir gün başka bir nefes daha güçlü üfler yüreğine aşkım ve ben çıkar giderim

Nefes filmini izledim geçenlerde. Sinema salonundan çıkan liseli bir kaç gencin söylediklerini duymam hevesimi biraz kırmıştı film öncesi. Yine o ucuz, adi Türk filmlerinden birisi herhalde diye geçirdim içimden. Ama filmi izlemeye başlamamla bütün o olumsuz hava bir anda dağılıverdi.
Son günlerde yaşanan “Kürt açılımı” meselesinin etkisi olmaksızın, kesinlikle şunu söyleyebilirim ki son yıllarda izlediğim en iyi Türk filmlerinden birisi. Hatta biraz daha ileri giderek son dönem Türk filmlerinin en iyisi diyebilirim. Bu karara nasıl vardım peki? Kamera, senaryo, kurgu ve hepsinden önemlisi oyunculuklar mükemmel. Ben özellikle Mete Yüzbaşı rolündeki Mete Horozoğlu’nun oyunculuğuna hayran kaldım…
Yönetmen Levent Semerci çok iyi bir iş çıkartmış, sanırım Nefes filmi de ilk uzun metraj filmi. Başarılarının devamını diliyorum.
Mutlaka izleyin izlettirin, sakın kaçırmayın bu filmi arkadaşlar, benden söylemesi…
http://www.imdb.com/title/tt1171701/
Savaşlar, açlık, yoksulluk ve bütün bunların ortasında hiçbir suçu, günahı olmayan masum çocuklar.
Dünyanın kurulu b*ktan düzenini değiştirmeye gücü olmayan çaresiz bizler.
Diğer taraftan bütün bu acıları dindirebilecek güce sahip olan ancak kendi arzularının esiri olmuş bencil diğerleri.
Hiçbir şey yapamadan elleri kolları bağlı, bütün bu olanları izlemek, yalnızca izleyebilmek insanın gerçekten canını acıtıyor. Bu b*ktan dünyaya geliyorsun, olup biten bütün bu çirkinlikleri yalnızca izliyorsun, elinden daha fazlası gelemiyor çünkü, ve sonra çekip gidiyorsun hiçbir iz bırakmadan, bırakamadan.
Herşeye rağmen bu dünyanın güzel olduğuna inanmak istiyorum ama yapamam.
Dün akşam takıldı kafama ve bu filmi izledikten sonra iyiden iyiye aklımda yer etti şu soru:
Biz bu düzenin tam olarak neresindeyiz?
Peki sen bu düzenin tam olarak neresindesin?
Efenim 2009 yılı film takvimim dolayısıyla geçen hafta sonu Godfather I‘i izledim. İnanılmaz bir film, her izleyişimde farklı bir tat alıyorum, her izleyişimde farklı bir film izliyorum sanki…Bir başucu kitabını tekrar tekrar okumak gibi. Çoğu arkadaşım izlediğim filmleri yeniden izlememi anlamlandıramıyorlar. Neyse bu konuya girmeyelim şimdilik, başka bir sefere belki…

Godfather, bulunduğu konumu, yani, tüm zamanaların en iyi filmleri sıralamasındaki üst sıralardaki yerini kesinliklikle hakeden bir başyapıt, tartışmasız… Ford Copolla‘nın en iyi filmlerinden birisi…Yalnız filmi izlerken kendimle ilgili birşey dikkatimi çekti. Ben artık filmlere baya baya kaptırıyorum kendimi. Bilen bilir özellikle karakterlere ve duygusal yoğunlukların ortaya çıktığı sahnelere yoğunlaşırım ben, ilgim artar. Bu defa ama; izleyenler ve konusunu az çok bilenler bilirler, Michael Corleone’nin polis şefi McClusky ve “The Turk” takma adlı Sollozzo ile bir rastoranda buluştukları ve Michael’ın restoranın tuvaletine önceden gizlenmiş silahı alarak McClusky ve Sollozz’yu öldürme planını hayata geçirmeye çalıştığı o meşhur sahnede, kendimi artık ne kadar kaptırdıysam Micheal’ın karakterine ve o sahnedeki heyacanı ve gerilimi Ford Copolla nasıl başarıyla yansıtabilmişse, bir ara kalbimin hızlı hızlı atmaya başladığını ve terlediğimi farkettim.

Aslında bunu yaşayan Micheal olmalıydı, yani ben öyle düşündüm, kendimi onun yerine koyma olayını fazla abarttım biraz sanırım. İyi bişey mi yapıyorum yoksa kötü bişey mi onu da bilmiyorum. Tek bildiğim bu durumdan inanılmaz haz aldığım…
Gülerseniz dünya da sizinle güler, ağlarsanız yalnız başınıza ağlarsınız…
Ben, kendim, Sinema Yorum Yapılmamış »Oldboy adlı filmden bir replik bu, gülerseniz dünya da sizinle güler, ağlarsanız yalnız başınıza ağlarsınız…
Bugün işe gelirken aklıma geldi. Daha önce “en iyi film müzikleri” adlı bir yazı yazmıştım. Bu sıralamaya nasıl olur da Oldboy’un film müziklerini eklemeyi unuturum dedim kendi kendime. Ve an itibariyle bu vahim hatayı:) düzeltiverdim. Kim bilir daha hangi filmler var eklemeyi unuttuğum…
Hakkaten nasıl unuturum Oldboy’u eklemeyi bu listeye!
Bu arada Oldboy nedir ne değildir, nasıl bir filmdir diyenlere,
http://blog.ahmetbutun.net/index.php/2008/01/18/intikam-uzerine-bir-basyapit-oldboy/
İz bırakanlar…
Şimdilik bir video ekledim, yarın da bi 8-9 tane daha eklicem, umarım telif melif problem çıkmaz!
Karar verdim, her yıl aşağıdaki takvimde listelediğim filmleri ayın belirli zamanlarında izleyeceğim. Her sene bu takvim tekrar edecek, yer yer takvim içersindeki filmler değişebilir tabii. İşte 2009 yılı film takvimim, her ay iki-üç film…
Ocak |
|
Şubat |
|
Mart |
|
Nisan |
|
Mayıs |
|
Haziran |
|
Temmuz |
|
Ağustos |
|
Eylül |
|
Ekim |
|
Kasım |
|
Aralık |
Listeyi çıkartırken çok zorlandım, daha aklımda bi dolu film var. Belki film sayısını tüm aylar için 3′e çıkartabilirim ya da kalanlar bir öteki seneye sarkar
Yapcak bişey yok!




Son Yorumlar