Bill Hicks…

Ben, kendim, Edebiyat, Kitap, Müzik, Ordan burdan, Politika&Siyaset, Sinema, Şiir Yorum Yapılmamış »

Gösterilerini izlemekten gerçekten çok büyük keyif aldığım bir isim Bill Hicks. Hepinize de şiddetle tavsiye ederim gösterilerini edinmenizi. Böyle bir değeri genç yaşta kaybetmek gerçekten çok acı…

Peki kimdir Bill Hicks. Hemen verelim cevabını…

http://tr.wikipedia.org/wiki/Bill_Hicks

Gösterileri (Mutlaka İzlemelisiniz)

One Night Stand – 1990
http://url2mini.com/1jc2-0

Revelations – 1993
http://url2mini.com/gj1MF0

Relentless
http://url2mini.com/2hDM8D6

Bu gösterilere ulaşmakta zorluk çeken arkadaşlar varsa gösterileri FLV formatında kendilerine iletebilirim. Büyük bir zevkle hem de :)

Kuytudaki Kelimeler Kanguru Yayınları Nisan 2010

Ben, kendim, Edebiyat, Kitap 2 Yorum Yapılmış »

Kapak resminin büyük hali için aşağıdaki linki tıklayın lütfen.

http://url2mini.com/gkRy1c

YAZARIN WEB SAYFASI

http://www.melikesenyuksel.com

Best of Elif ŞAFAK

Kitap, Ordan burdan Yorum Yapılmamış »

Elif ŞAFAK

Elif ŞAFAK’ın bugüne kadar yayımlanan dokuz kitabından kendi seçtiği paragrafları bir araya getirdiği “Kağıt Helva” adlı kitabı piyasaya çıkıyor. Daha önce böyle bir kitap türüyle karşılaşmayan edebiyat çevrelerinin ağır eleştirilerde bulunması, yazarın bu eleştirilere akşamdan hazırladığı cevaplarla karşılık vermesi ve en önemlisi bu kitabın çok ama çok satması bekleniyor…

Para zihniyetli çakallar…Aynı benim eski patronlarım gibi…

Gidiyorum bu şehirden

Kitap, Şiir 3 Yorum Yapılmış »

Sevgili dostum H.Muharrem Helvacı’nın şiir kitabı çıktı! Duyurulur arkadaşlar :)

175912b

http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=175912

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=446443&sa=39703692

Şarkısı yarıda kaldı; aklı da karıda kaldı. Sebep olanların gözü kör olsun.

Ben, kendim, Kitap Yorum Yapılmamış »

Ben Ortaçağ’da yaşamalıydım. Sabahaları, Montaigne gibi oda orkestrasıyla uyandırılmalıydım. Özel eğitmenler nezaretinde yetiştirilmeliydim. Bu hususta sekizyüz yirmi dokuz sayılı kanuna ek bir kararname çıkarılmalıydı. Günseli’ye daha önce rastlamalıydım. İçişleri Bakanlığı bunu temin etmeliydi. Teyzesi bu kadar uzun zaman Günseli’de kalmamalıydı. Polis marifetiyle dışarı çıkarılmalıydı. Günseli’yi tahliye etmeliydi. Aylarca Günseli’ye dokunmaktan korkmamalıydım. Ona sarılırken titrememeliydim. Okulda kızlar benimle alay etmemeliydi. Metin yurt dışına çıkarılmalıydı. Bütün önemli kişilerin muhafızları var: Ben yalnız bırakılmamalıydım. Yalnız istemesini biliyorsunuz. Ne istiyorsunuz benden? Burhan’a dergiyi çıkarması için yardım etmedim mi? Onun yerine sabahlara kadar oturup yazı yazmadım mı? Güner’in projesini oturup çizmedim mi? Karşılık olarak on lira verdiği zaman, ayıp olmasın diye almadım mı? Annem üzülmesin diye, kendime bir oda bile tutmadan on yıl o iç karartıcı odamda yaşamadım mı? Babam benimle övünsün diye can sıkıntımı yürürlükten kaldırıp üniversiteyi bitirmedim mi? Her sözünüze başımı sallamadım mı? Neymiş efendim? Hiç bir işin sonunu getirmemişim. Siz başlamayı bile göze almadınız. Benimle içinizden gelerek hangi yaşantıma katıldınız? Benimle yaşanmazmış. Ne biliyorsunuz? Ben bile kendimle yaşayamamışım. Bu sözünüze gülmek isterdim. Neden başaramayacak birine bu görevi verdiniz o halde? Neden içimi böyle arzularla doldurdunuz? Alacağınız olsun. Bu dünyaya bir daha gelişimde, ikinci gelişimde bütün borçlarımı ödeyeceğim. Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün. Benim birinci gelişimle yarım kalan aşklarını yaşasın. Yarım kalan yaşantılarını, eskisinden daha çok beğensin. Benim gibi biri bir daha girmesin küçük yaşantılarına; kapıları daha iyi kapansın. Herkes ne istediğini daha iyi bilsin: ne istediğini bilmemek yüzünden bir daha bana kimse başvurmasın. Evde yokum. Kendilerinden ümidi kestikleri için, hiç olmazsa beni yaşatmaya çalışmak gibi, “Dur canım üzülme, ben seni hayal edemeyeceğin derinliklere ve yüksekliklere taşırım” gibi bir incelik göstermesinler bir daha. Beni bu kadar düşündükleri için eksik olmasınlar. Fakat boş yere zahmet etmesinler. Boş yere değerli hayatlarını benim gibi bir solucan için harcamasınlar. Boş yere psikobilmemne yönlerimi araştırmak için deneme tahtası yapmasınlar beni. Ne dediniz gene de seviyorlar mıymış beni? İşte beni bu incelikler öldürüyor. Batılı amcaların bulduğu bu incelikler! Yalnız kendimi sevdiğim halde, bunu başkalarına sevgi şeklinde belirtmek suretiyle kendimi aldatmak ve aynı zamanda bir bakıma onların daha gerçek sayılması gereken aşklarını, bu aldatıcı aşkımın yanında önemsiz görmekle, bir kere daha kişiliğime duyduğum aşkı ve vazgeçemediğim benliğimi ortaya koymakla kendinisevengillerin birtürlügerçeklerigöremediğiiçinbaşkalarınınsevgisinemuhtaçgiller familyasına mı giriyormuşum?

NOT : Oğuz ATAY’ın Tutunamayanlar adlı eserinden alıntılanmıştır.

Tanrı tutunamayanlardan (disconnectus erectus) rahmetini esirgemesin

Ben, kendim, Kitap Yorum Yapılmamış »

Selim’de can sıkıcı ve hayal kırıcı görünüşünün, insana yeni heyecanlar ilham etmeyen pısırıklığının farkındaydı. Her gece yatakta bu durumdan kurtulmak için Allah’a yalvarıyordu: omuzları biraz daha genişleyemez miydi? Gittiği partilerde bir kenarda oturup surat asmamak için acaba ona dans öğretilemez miydi? Allah, Selim’e dans öğretmeye pek niyetli görünmüyordu. Her şeye kadir olduğu halde böyle küçük işlerde bile kullarına yardım etmiyordu. Üstelik bu işlere Metin’i memur ediyordu ve Metin’de Selim’in beceriksizliği ile alay ediyordu: Selim’in hiçbirşey öğrenemeyeceğini söyleyerek gülüyordu. Selim ise, kendini Metin’e beğendirmek için çırpınıyordu. Bir yandan da Allah’a başvurmayı ihmal etmiyordu: çok zayıftı, biraz daha kuvvetlenemez miydi? Metin, izci takımında trampet çalıyordu, Selim de trampet bölüğüne alınamaz mıydı? Allah susuyordu…

Selim çalışkandı, Metin tembeldi derslerde. Sonunda çalışkan olmanın kötü bir şey olduğuna karar verildi. İnsan sonunda kendisini, sınıf birincisi olmak gibi aşağılık bir tutkuya kaptırıyordu. Bir karne, sınıf ikincisi olursa, dünya başına yıkılmış gibi oluyor, günlerce sapsarı bir suratla, kimseyle konuşmadan dolaşıyordu. Üstelik arkadaşları çalışkan olmadığı için, derdini anlayacak, onunla paylaşacak biri bulunmuyordu; yalnız kalıyordu. İnsanla alay ediliyordu. Hayatta başarı kazanan bütün insanların, okul yılları başarısız geçmişti. Çalışkan olmak, ilerisi için kötü bir işaretti. Böyle insanlar para kazanamaz, kadınlarla ilişkide başarıya ulaşamazdı. En kötüsü, hayatın dışında kalırdı.İnsanların ıstıraplarına yabancı olurdu. Hiçbir zaman gerçekleri göremezdi.

Ümitsiz anlarında Selim’in de yanıldığı oluyordu.Yalnız anlayışla karşılanması, bunun dışında bir yaşantıya katılmasına izin verilmemesi onu üzüyordu. Anlıyordu tabii. Ona daha iyi davranılamazdı. Onu beğeniyorlardı, geleceği parlak bir genç olarak görüyorlardı. Yalnız Metin değil, bir çok insan, onu hayatın gerçeklerinden koruyordu. Selim’in ilgi duyduğu başka kızlar da vardı. Hepsi Selim’i beğeniyorlardı: onun sözlerini ciddi bir tavırla ve başlarını sallayarak dinliyorlardı. Çok doğru söylüyordu. Ne güzel ifade ediyordu. Ona hak vermemek imkansızdı. Bu yaşta bir gencin böyle esaslı sözler etmesi ne güzeldi. Böyle ciddi ve ağırbaşlı bir insana ancak hayranlık duyulabilirdi. Başka bir şey duyulamazdı. Bu nedenle bütün kızlar, bu ciddiyet ve ağırbaşlılığa kendilerini layık görmedikleri için, daha hafif genç erkeklerin koluna girerek uzaklaşıyorlardı.

NOT : Oğuz ATAY’ın Tutunamayanlar adlı eserinden alıntılanmıştır.

Tutunamayanlar

Kitap Yorum Yapılmamış »

“Allahım, onu neden yalnız bıraktın? Neden, yalnızlığının verdiği çaresizlikle can sıkıcı ilişkiler kurmasına izin verdin? Neden, geçirdiği her dakikanın hesabını sordun, içini ezdin? Neden, korkuyu göğsünden çekip almadın? Neden, suçluluk duygusunu üzerinden atmasına yardım etmedin?

Neden, apartmanın bodrumunda saklambaç oynarlarken Ayla’yla yalnız kaldığı zaman kıza dokunacak cesareti vermedin ona? Oysa, bu çeşit küçük cesaretleri en değersiz kullarından bile esirgememişsindir. İsa’yı neden bu kadar geç tanıttın ona? Neden, günahlarının yükünü taşıyacak gücü ona da vermedin? Selim de, kendi çapında, birkaç kişiyi kandırabilirdi senin yolunda.

Meyveleri gösterdin de ağaca çıkarma becerikliliğini esirgedin. Neden küçük yaştan Latince, Eski Yunanca, Fransızca, İngilizce filan öğretmedin ona? (Sen ki bütün dilleri ezbere bilirsin). Dua etmesini bile öğretmedin ona. Evde yalnız kaldığı geceler karanlıkta yorganı başına çekti ve kan ter içinde, mısra 193 ile mısra 214 arasında söylediği gülünç yakarmayı uydurabildi o zor şartlar altında. Daha iyi birşeyler söyletemez miydin? Neden, onu canı kadar seven annesinin bile Selim’i; ‘Benim korkak oğlum’ diye okşamasına göz yumdun? ‘Benim akıllı oğlum, güzel oğlum’ dediği zaman da neden şımarmasını önlemedin? Bir duvardan bir duvara çarpıp durdun onu. Bir uçtan bir uca itip durdun onu. Öğretmeni: ‘yalan söyleme, bu resmi sen yapmadın,’ dediği zaman neredeydin? Neden bir karşılık bulmasına yardım etmedin?

Oysa, o resmi Selim yapmıştı. On bir yaşında, ‘benim kızla konuşuyorsun,’ diye Erdal’dan ilk tokadı yediği zaman, aslında kızla konuşmamıştı. Neden, babasının verdiği on liranın üstünü bir kerede yolda düşürmesini sağlamadın da, önce iki buçuk lirayı düşürdü ve koşa koşa dönüp bu parayı ararken kalan dört lirayı da kaybetti? Soruyorum: Neden? Sonra, neden karakola gönderdin Selim’i parayı bulan oldu mu diye sormaya? Neden polisleri güldürdün ve Selim’i ağlattın? Polisler daha mı iyiydi Selim’den? Biliyorum, İsa daha büyük acılar çekti diyeceksin. Bu kadar ayrıntılara giremezdi, diyeceksin. Asıl, ayrıntılara girmeliydi bence. Herşeyi yaşamalıydı. İlkokula göndermeliydin İsa’yı da Selim gibi. Sonra, Selim senin oğlun değil ki. Olsaydı da bilmiyordu. Biliyorum, bunlardan daha acıklı sözler yazdı romancılar, diyeceksin. Ben daha neler duydum, diyeceksin. Demek bunu söylemekle bitiyor herşey. Sen onlara inan (ne kaybettiğini bilmiyorsun onlara inanmakla).

Küçük ayrıntılara daha girme bakalım. İsa’nın ikinci gelişiyle durumu kurtaracağını sanıyorsun. Selim de ikinci kere gelirse görürsün. Yalnız, bu sefer lütfen aynı zamanda gelsinler artık. Araya gene binlerce yıllık bir uçurum koyma. Sonunda, ilk gelişlerinde yaptığın gibi ikisini de yalnız bırakma.”

Tutunamayanlar kitabın adı. Sevdiğim bir çok bölümden yalnızca birisini alıntıladım yukarıda. Oğuz ATAY’ın inanılmaz mizah gücüyle yoğrulmuş, tadından yenmez bir başucu kitabı. Mutlaka edinin, okuyun, edinemeyenlere yardımcı olun…


Tasarım:FoxTheme & Photoshop Brushes | Türkçe Çeviri:denizakin.com
Yazılar RSS Yorumlar RSS Log in