Biricik yeğenim Esin’in benim için bi çırpıda yazdığı akrostiş

Ben, kendim Yorum Yapılmamış »

Ah şu iyiliğinle,
Herkesi büyülersin,
Melek gibi iyisin,
En güzeli bu
Tüm kalbinin iyilikle dolması.

Ben seni çok severim.
Üzüm gözlü,
Tatlım benim.
Ürküp korkmana gerek yok.
Ne de olsa yeğeninim.

Mahzun Kırmızıgül bizden ne istiyorsun? Hadi bizi geçtim, ya imdb.com’dan?

Ordan burdan, Sinema Yorum Yapılmamış »

turk.internet.com‘ da web sitem için haber felan aşırma olayına girip gezinirken “İnternetin En Büyük Film Veritabanı Yanlış Harf Sonucu Erişime Açık Kalmış” başlıklı bi habere rastlıyorum. Benim bildiğim internetteki en büyük film veri tabanı sitesi imdb.com, “Allah allah neden acaba?” diye soruyorum kendi kendime (burdaki allah allah şartlı refleks belirtiiim) Haberin devamına geçiyorum ve şöyle bir açıklama ile karşılaşıyorum:

İnternetteki en büyük filim veri tabanı imdb.com için erişim engelleme kararı verilmesine rağmen, yazım hatası sonucu halen erişime açık olduğu ortaya çıktı. Flim (movie) database’inin kapatma isteğinin nedeni Mahzun Kırmızıgül’ün Beyaz Melek filmi hakkında bilgi veriyor oluşu.

Ya kalkıp taaa bilmem nereden gelmişin şarkıcılığa soyunmuşun, senelerce söylemişin çalmışın, hatunlarla bilmem hangi adada klip çekmişin felan filan. Bu işten iyi de para kaldırmışsın, eh yeter artık ama bi de film felan çekme yahu, yapma bunu. Önceden önüne gelen şarkıcı oluyo diyoduk şimdi çok afedersin bi yerini sallasan yönetmene çarpıyo, yanlış aslında yönetmene değil, özentilere, yok efendim ben bunu da yaparım’cı zihniyetlere çarpıyo. Bi de gidip bilmem kaç milyon kişi izliyo ya, hadi izleyin izleyin de gelip te bana “Yok abi önyargılı yaklaşıyosun, süper şaaane ötesi bi film” demeyin be abi, demeyin…Mahzun’un sinema zevkimi hırpalamasına, yaralamasına vesile olmayın. Benim gibi bir insana Said Nursi kitapları okumamı salık vermek gibi bir şey sizin yaptığınız. Ama artık yapmayın bunu, sktir edin beni, unutun, boşverin…Hadi birilerinin zorlamasıyla gitsem izlesem filmi, Mahzun’u orda burda her görüşümde aklıma gelen şey yine gelecek aklıma. Akira Kurosawa’ nın “Ran” filminden bir replik:

Basit zekalar ne mutludur!

Uykusuz dergisinin sevgili çizeri Vedat ÖZDEMİROĞLU tarzında attım başlığı ve öyle de bitirmek istiyorum yazımı.

Sayın Mahzun Kırmızıgül, filmografisi başyapıtlarla dolu, 3 oscarlı ulu yönetmen, coen kardeşlerin ahbabı, spielberg’in kankası bizden ne istiyorsun hele bi söyle? Hadi onu anlamayız belki ama imdb.com dan ne istiyorsun? Bi söyle iki gözüm, hele bi anlat…

Web sitenizi farklı tarayıcılar için test edin

Web Programlama Yorum Yapılmamış »

Bir web sitesi tasarlamak zor değil ancak farklı işletim sistemi ve tarayıcılarda nasıl göründüğünü test etmek çoğu kişinin aklına gelmiyor. Ya da test etme imkanı olmuyor. Bu site sizi bu dertten ücretsiz olarak kurtarıyor.

browsershots.org

Asya’nın aslanları

Ordan burdan Yorum Yapılmamış »

Asya ülkelerinin dünyanın geri kalan kısmından ne kadar farklı olduğunu bilen bilir. Siz henüz öğrenmemiş gruptaysanız bu site hızlandırılmış bir eğitim süreci için birebir. Sayfalar dolusu gariplik, tarifsiz, tanımsız enteresanlık.

İlk gözüme ilişen fotoğraf mesela bir grup öğrenci kızımızın ortaya şişmanca bi elemanı alıp pataklamalarını gösteren resim. Resmen ağzına ağzına vuruyolar herifin artık ne yaptıysa, hangisine sarktıysa ya da laf attıysa. Bi de şey derler -ben de çok derim- yok efendim Japonya’da kadınların hiçbir sosyal hakkı yok, efendim insandan sayılmıyolar vs. Hikayeymiş, safsataymış bu resmi gördükten sonra anladım. Bırakın garsonluğu, çaycılığı, kuaförlüğü vs. hatunlar resmen çete kurmuşlar maskeler felan sokak ortasında adam dövüyolar. Çok komik çoook :)

whattheasian.com

Şarkısı yarıda kaldı; aklı da karıda kaldı. Sebep olanların gözü kör olsun.

Ben, kendim, Kitap Yorum Yapılmamış »

Ben Ortaçağ’da yaşamalıydım. Sabahaları, Montaigne gibi oda orkestrasıyla uyandırılmalıydım. Özel eğitmenler nezaretinde yetiştirilmeliydim. Bu hususta sekizyüz yirmi dokuz sayılı kanuna ek bir kararname çıkarılmalıydı. Günseli’ye daha önce rastlamalıydım. İçişleri Bakanlığı bunu temin etmeliydi. Teyzesi bu kadar uzun zaman Günseli’de kalmamalıydı. Polis marifetiyle dışarı çıkarılmalıydı. Günseli’yi tahliye etmeliydi. Aylarca Günseli’ye dokunmaktan korkmamalıydım. Ona sarılırken titrememeliydim. Okulda kızlar benimle alay etmemeliydi. Metin yurt dışına çıkarılmalıydı. Bütün önemli kişilerin muhafızları var: Ben yalnız bırakılmamalıydım. Yalnız istemesini biliyorsunuz. Ne istiyorsunuz benden? Burhan’a dergiyi çıkarması için yardım etmedim mi? Onun yerine sabahlara kadar oturup yazı yazmadım mı? Güner’in projesini oturup çizmedim mi? Karşılık olarak on lira verdiği zaman, ayıp olmasın diye almadım mı? Annem üzülmesin diye, kendime bir oda bile tutmadan on yıl o iç karartıcı odamda yaşamadım mı? Babam benimle övünsün diye can sıkıntımı yürürlükten kaldırıp üniversiteyi bitirmedim mi? Her sözünüze başımı sallamadım mı? Neymiş efendim? Hiç bir işin sonunu getirmemişim. Siz başlamayı bile göze almadınız. Benimle içinizden gelerek hangi yaşantıma katıldınız? Benimle yaşanmazmış. Ne biliyorsunuz? Ben bile kendimle yaşayamamışım. Bu sözünüze gülmek isterdim. Neden başaramayacak birine bu görevi verdiniz o halde? Neden içimi böyle arzularla doldurdunuz? Alacağınız olsun. Bu dünyaya bir daha gelişimde, ikinci gelişimde bütün borçlarımı ödeyeceğim. Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün. Benim birinci gelişimle yarım kalan aşklarını yaşasın. Yarım kalan yaşantılarını, eskisinden daha çok beğensin. Benim gibi biri bir daha girmesin küçük yaşantılarına; kapıları daha iyi kapansın. Herkes ne istediğini daha iyi bilsin: ne istediğini bilmemek yüzünden bir daha bana kimse başvurmasın. Evde yokum. Kendilerinden ümidi kestikleri için, hiç olmazsa beni yaşatmaya çalışmak gibi, “Dur canım üzülme, ben seni hayal edemeyeceğin derinliklere ve yüksekliklere taşırım” gibi bir incelik göstermesinler bir daha. Beni bu kadar düşündükleri için eksik olmasınlar. Fakat boş yere zahmet etmesinler. Boş yere değerli hayatlarını benim gibi bir solucan için harcamasınlar. Boş yere psikobilmemne yönlerimi araştırmak için deneme tahtası yapmasınlar beni. Ne dediniz gene de seviyorlar mıymış beni? İşte beni bu incelikler öldürüyor. Batılı amcaların bulduğu bu incelikler! Yalnız kendimi sevdiğim halde, bunu başkalarına sevgi şeklinde belirtmek suretiyle kendimi aldatmak ve aynı zamanda bir bakıma onların daha gerçek sayılması gereken aşklarını, bu aldatıcı aşkımın yanında önemsiz görmekle, bir kere daha kişiliğime duyduğum aşkı ve vazgeçemediğim benliğimi ortaya koymakla kendinisevengillerin birtürlügerçeklerigöremediğiiçinbaşkalarınınsevgisinemuhtaçgiller familyasına mı giriyormuşum?

NOT : Oğuz ATAY’ın Tutunamayanlar adlı eserinden alıntılanmıştır.

Tanrı tutunamayanlardan (disconnectus erectus) rahmetini esirgemesin

Ben, kendim, Kitap Yorum Yapılmamış »

Selim’de can sıkıcı ve hayal kırıcı görünüşünün, insana yeni heyecanlar ilham etmeyen pısırıklığının farkındaydı. Her gece yatakta bu durumdan kurtulmak için Allah’a yalvarıyordu: omuzları biraz daha genişleyemez miydi? Gittiği partilerde bir kenarda oturup surat asmamak için acaba ona dans öğretilemez miydi? Allah, Selim’e dans öğretmeye pek niyetli görünmüyordu. Her şeye kadir olduğu halde böyle küçük işlerde bile kullarına yardım etmiyordu. Üstelik bu işlere Metin’i memur ediyordu ve Metin’de Selim’in beceriksizliği ile alay ediyordu: Selim’in hiçbirşey öğrenemeyeceğini söyleyerek gülüyordu. Selim ise, kendini Metin’e beğendirmek için çırpınıyordu. Bir yandan da Allah’a başvurmayı ihmal etmiyordu: çok zayıftı, biraz daha kuvvetlenemez miydi? Metin, izci takımında trampet çalıyordu, Selim de trampet bölüğüne alınamaz mıydı? Allah susuyordu…

Selim çalışkandı, Metin tembeldi derslerde. Sonunda çalışkan olmanın kötü bir şey olduğuna karar verildi. İnsan sonunda kendisini, sınıf birincisi olmak gibi aşağılık bir tutkuya kaptırıyordu. Bir karne, sınıf ikincisi olursa, dünya başına yıkılmış gibi oluyor, günlerce sapsarı bir suratla, kimseyle konuşmadan dolaşıyordu. Üstelik arkadaşları çalışkan olmadığı için, derdini anlayacak, onunla paylaşacak biri bulunmuyordu; yalnız kalıyordu. İnsanla alay ediliyordu. Hayatta başarı kazanan bütün insanların, okul yılları başarısız geçmişti. Çalışkan olmak, ilerisi için kötü bir işaretti. Böyle insanlar para kazanamaz, kadınlarla ilişkide başarıya ulaşamazdı. En kötüsü, hayatın dışında kalırdı.İnsanların ıstıraplarına yabancı olurdu. Hiçbir zaman gerçekleri göremezdi.

Ümitsiz anlarında Selim’in de yanıldığı oluyordu.Yalnız anlayışla karşılanması, bunun dışında bir yaşantıya katılmasına izin verilmemesi onu üzüyordu. Anlıyordu tabii. Ona daha iyi davranılamazdı. Onu beğeniyorlardı, geleceği parlak bir genç olarak görüyorlardı. Yalnız Metin değil, bir çok insan, onu hayatın gerçeklerinden koruyordu. Selim’in ilgi duyduğu başka kızlar da vardı. Hepsi Selim’i beğeniyorlardı: onun sözlerini ciddi bir tavırla ve başlarını sallayarak dinliyorlardı. Çok doğru söylüyordu. Ne güzel ifade ediyordu. Ona hak vermemek imkansızdı. Bu yaşta bir gencin böyle esaslı sözler etmesi ne güzeldi. Böyle ciddi ve ağırbaşlı bir insana ancak hayranlık duyulabilirdi. Başka bir şey duyulamazdı. Bu nedenle bütün kızlar, bu ciddiyet ve ağırbaşlılığa kendilerini layık görmedikleri için, daha hafif genç erkeklerin koluna girerek uzaklaşıyorlardı.

NOT : Oğuz ATAY’ın Tutunamayanlar adlı eserinden alıntılanmıştır.

Beyin Avcıları – Episode I (Kıyma abi, köpeen olurum)

Ben, kendim, Ordan burdan Yorum Yapılmamış »

- Beynin sağ ön lobunun uç kısmında bir çıkıntı var gördün mü? (Kaşlarını sert bir şekilde çatarak, kızgın bir ifade ile)
- Evet.
- Bak orda bi takım sorular var? Dikkat ettin mi?
- Hımm, evet. (Anlıyormuş gibi yaparak)
- Ne  varmış mesela? Gel gel, sen de gör… Devlet nedir? Niçin vardır? Gerekli midir? Disconnectus Erectus olmak nasıl bişeydir? Oğuz ATAY atılsın mı?
Turan DURSUN’un durmak gibi bir niyeti yok, o halde durdurulsun mu?
- Cık cık cık…Zavallı!
- Ne zavallısı be!!! Ne diyorsun sen melun! (Ağzından köpükler saçarak)
- Affet kardeşim, bilemedim. (Üzgün bir ifade ile)
- Allah affetsin. Neyse, nerde kalmıştık! Heh, işte burası tamamen mahvolmuş, tedavi edilemez durumda. Doğrudan kesip atmak lazım burayı.
Neyse, bak en kötü kısmı şurası, hipotalamusun hemen altı.
- Ne var ki orda?
- Ne var olur mu yahu? Beynin en vahim bölümü burası. Nasıl göremiyorsun bunları anlayamıyorum. Tecrübesizliğine veriyorum bunları, zamanla öğreneceğini umuyorum.
- İnşallah, Allah nasip ederse…
- İnşallah…Ne varmış orda bir bakalım. Biz kimiz? Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Amacımız ne? Tanrı nedir? Din bir yanılgı mı?
Vallahi gerisine bakamayacağım, bu ne böyle içim kalktı….Bögghhg
- Gel abi bi su iç, iki satır Said Nursi oku, kendine gelirsin.
- İyiyim iyiyim Allah razı olsun senden Abdulrahim kardeşim. İşte kardeşim durum bu, bu beyin için maalesef yapabileceğimiz hiçbir şey ama hiçbir şey yok.
Yıkanamaz durumda bu artık bu beyin…
- Hangi beyin?
- Hikmet beyin. Hahah hahahahah ahh (Uzun süren bir kahkahanın ardından birden duraksar, “titre ve kendine gel Nurullah!!!”*)

* Yazarın notu


Tasarım:FoxTheme & Photoshop Brushes | Türkçe Çeviri:denizakin.com
Yazılar RSS Yorumlar RSS Log in